Rote Fahne’nin Mayıs 2026 tarihli Gabi Fechtner ile röportajı
“Devrim öncesi bir mayalanma süreci yaşanıyor”
Rote Fahne yazı kurulu, MLPD Genel Başkanı Gabi Fechtner ile güncel bir röportaj gerçekleştirdi. Röportajın başlığı: “Devrim öncesi bir mayalanma süreci yaşanıyor” ve bu röportaj Rote Fahne Dergisi’nin 12/26 sayısında yayınlanacak. Röportajı Sizlere, “Rote Fahne News” sayfasında, önceden sunuyoruz. Pazartesi, 18.05.2026, 17:22
Rote Fahne: Son yıllarda, egemenlerin, küresel durumun iyileştirilmesi için çabalayacaklarına dair verilen vaatlerin ardı arkası kesilmedi. Peki neden hiçbir başarı elde edilemiyor?
Gabi Fechtner: Bugüne kadarki dünya düzeni altüst oluyor. Kapitalizmin işleyiş yasaları, çözüm sunmak yerine yıkıcı altüst oluşlara yol açıyor. Ukrayna Savaşı ile birlikte açık bir dünya krizi patlak verdi. Bu kriz, hem tüm insanlığı uçuruma sürükleme hem de devrimci bir dönüşümleri beraberinde getirme potansiyelini barındırıyor. Emperyalist dünya sisteminin istikrarsızlaşması o günden bu yana yeni bir boyuta ulaştı. Gelişmeler, 2025 Federal Meclis seçimlerinden sonra öngördüğümüz gibi oldu: Merz-Söder-Klingbeil hükümeti de dahil olmak üzere, egemen güçler, kapitalizmin işleyiş yasaları karşısında kaçınılmaz olarak başarısızlığa uğrayacaklardır. Neredeyse tüm emperyalist ülkeler artık dünyanın çeşitli bölgelerindeki savaş eylemlerine doğrudan veya dolaylı olarak karışmış durumdadır. Hepsi bir Üçüncü Dünya Savaşı'na hazırlanıyor. Faşizm ile savaşın birbirinden ayrılmaz ikizler olduğu giderek daha belirgin hale geliyor. Faşizm, giderek daha fazla emperyalist ülkede, uluslararası mali sermayenin giderek artan kesimleri tarafından uygun bir yönetim biçimi olarak tercih edilmektedir. Emperyalist savaşlar, giderek artan bir biçimde faşist savaş yöntemleri kullanılarak yürütülmektedir.
Rote Fahne: Oldukça iç karartıcı bir dünya durumu!
Gabi Fechtner: Ancak kitlelerin bilincinde belirgin bir ilerleme eğilimi var. 2026 yılında, sadece Ocak ve Mart ayları arasında, dünya genelinde en az 358 milyon insan işçi ve halk mücadelelerine katıldı; bu insanların 344 milyonu ise işçi mücadelelerinde ve grevlerde yer aldı.[1] Avrupa'da dikkat çeken olay, 6 Şubat 2026'da altı Avrupa ülkesindeki 21 limanda, uluslararası düzeyde koordine edilen liman işçileri greviydi. Almanya'da, 2024 yılında işçi ve halk mücadelelerine katılım, savaş sonrası dönemin açık ara en yüksek seviyesine ulaştı ve o tarihten bu yana da çok yüksek bir düzeyde seyretmeye devam etti. Son üç yılda burada 16,7 milyon kişi işçi ve halk mücadelelerine katıldı[2]. Dikkat çeken nokta, bilincin ve mücadelelerin tüm yelpazede gelişmesidir: çalışma koşulları, işten çıkarmalar ve sömürüye karşı, ücret sorunları, faşizm ve savaşa karşı mücadelede, giderek artan bir şekilde yeniden çevre sorununda ve kadın ve gençlik hareketinde, ayrıca demokratik hak ve özgürlükler için ve geniş kitlelerin aleyhine, tekellerin lehine devlet bütçesinin devasa boyutlarda yeniden dağıtılmasına karşı diğer aktif halk direniş hareketlerine katılım gösterilmesi.
Rote Fahne: Kitleler arasındaki bu gidişat nereye varacak, bir öngörüde bulunabilir misin?
Gabi Fechtner: Dünya çapında devrim öncesi bir mayalanma süreci gelişmiştir. On yıllardır görülmemiş bir şekilde kitleler, egemen kapitalist ve emperyalist sistemden ve onun geleneksel burjuva partilerinden uzaklaşmakta ve toplumsal alternatifler aramaktadır. Bu henüz devrimci bir mayalanma değildir, ancak gelişimin yönü açıkça oraya doğru ilerlemektedir. Eski parti bağları çözülüyor ve kapitalizmin hayati yalanları kalıcı olarak etkisini yitiriyor. Kapitalizm eleştirisi, toplumun geniş kesimlerini sarmış durumda.
Aynı zamanda belirgin bir toplumsal kutuplaşma da var. Bu da devrim öncesi bir mayalanmanın belirtisidir. Faşistler, dünya çapında kitlelerin göz ardı edilemeyecek bir kısmını kendi saflarına çekebilse de, asıl yeni gelişme milyonlarca insanın faşizme, savaşa, çevre tahribatına ve sömürüye karşı harekete geçiyor olmasıdır. Her şeyden önemlisi, anti-komünizm, etkisini önemli ölçüde yitirmiştir. Bu da, gerçek sosyalizmin toplumsal alternatifinin önünü açmaktadır.
Sanayi işletmelerinde ve sendikalarda faşistlere ve savaş ekonomisine karşı bir cephe oluşuyor. Kitleler tekrar anti-emperyalist ve anti-faşist bir bilinç geliştiriyor. Geleceğe dönük umut verici bir gelişme, yeniden bir sosyalist gençlik hareketinin oluşmasıdır. Dahası, yeni bir olgu olarak, ara katmanların harekete geçmesidir; örneğin, Filistin kurtuluş mücadelesine destek amacıyla cesurca sesini yükselten veya Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı Wolfram Weimer gibi sağcı "kültür savaşçılarına" karşı duran sanatçılar. İşyerlerindeki teknisyenler, işçi mücadelelerine giderek daha sık katılıyor. MLPD'nin ve diğer devrimcilerin on yıllar boyunca sıklıkla yalnız başlarına savundukları — Marksizm-Leninizmin — argümanlar, talepler ve kavramlar giderek daha geniş bir kabul görüyor. Örneğin, „faşizm“ kavramının — salt "sağcı popülizm" olarak önemsizleştirilmesinin yerine sınıfsal bir kavram olarak kullanılıyor; aynı şekilde kapitalizm, “emperyalizm” kavramları ve son zamanlarda giderek artan bir şekilde “işçi sınıfı” ve “sosyalizm” kavramları da öyle. Son olarak ve belki de en önemlisi: Uzun süredir hakim olan örgütlenme karşıtlığı da ortadan kalkmaya başlıyor. Kısacası: Kitleler artık eskisi gibi yaşamak istemiyor ve ne de yaşayabilirler. Düşünce tarzları değişmeye başlıyor.
Öte yandan egemenler, planlarını hayata geçirmekte giderek daha fazla zorlanıyorlar. Alman federal hükümeti, “Reform Sonbaharı”nı önce kışa, sonra ilkbahara ve şimdi de yaza erteledi. Bu planlara ilişkin olarak “durumun vahim” olduğunu — tıpkı IG Metall Başkanı Christiane Benner'in 1 Mayıs arifesinde, bu planlara karşı protestoları duyururken yaptığı uyarıda belirttiği gibi[3] — gayet iyi biliyorlar. Faşist Georgia Meloni, İtalya’daki yargı reformunda başarısız oldu; Macaristan’da Viktor Orbán seçimlerde yenilgiye uğradı ve ABD Başkanı Donald Trump, ABD’de hiç olmadığı kadar sevilmiyor. ABD’yi faşizme dönüştürme girişimi, özellikle kitlesel protestolar ve grevler nedeniyle krize girdi. NATO gibi uluslararası kurumlar da açık bir krizin içindedir. Özetle: egemenler artık eskiden olduğu gibi yönetemezler. Bu değişiklikler dikkate değerdir ve tüm dikkatimizi yoğunlaştırmamızı ve kendi öz-dönüşümümüzü gerektirir.
Rote Fahne: “Devrim öncesi” demek biraz abartılı değil mi?
Gabi Fechtner: Bütün bu süreç, çok karmaşık bir geçiş süreci olarak anlaşılmalıdır. Çoğu zaman bilinç daha yüzeyin altında gelişir ve bazen hangi somut olaylar sonucunda ortaya çıktığı şaşırtıcı olabilir. Değişik gelişmeler, sınıf mücadelesinin ilk aşamasının özelliklerini tanımlamanın ötesine geçmiştir. “Uluslararası Sosyalist Devrim Şafağı” adlı kitap bunu çok isabetli bir şekilde şöyle tanımlamıştır: „Bu tür ‘ani değişmeler’, ‘tez dönmeler’, ‘beklenmedik durumlar’, ‘şiddetli patlamalar’ seyrek de olsa daha devrimci olmayan durum aşamasının sonunda da meydana gelir. Bunlar, devrimci mayalanmaya geçişin artık
nesnel olarak hazırlanmış olduğunun belirtileridir.” [4]
Kitlesel mücadeleler ve güven krizleri, emperyalistlerin hayatını şimdiden zorlaştırıyor. Devrimci bir krize geçiş ise, işçi sınıfının belirleyici çoğunluğunun kalıcı olarak küçük burjuva düşünce tarzının üstesinden gelmesine bağlıdır. Her şeyden önce; küçük burjuva-antikomünist, küçük burjuva-faşist ve — hâlâ etkisi olan — küçük burjuva-reformist düşünce tarzları, esas engelleri oluşturmaktadır. Elbette egemenler için kesinlikle çıkmaz bir durum söz konusu değildir, ancak bu derin krizi nasıl kalıcı olarak çözebilecekleri tasavvur bile edilemez.
Böyle bir dönüşüm döneminde, her iki tarafın aktörleri de güçlerini seferber ederler. Tekellerin ve medyanın belirli kesimleri, eşi benzeri görülmemiş bir şekilde AfD'yi güçlendirmekte; onu bir alternatif ve halkın hoşnutsuzluğu için sözde doğru bir mecra olarak öne çıkarmaktadırlar. Kitlelerin kafalarındaki eski fikirler dağılırsa, bir vakum oluşmaz. Açıklık ve köklü çözümler arayışı, başlangıçta, küçük burjuva düşünce tarzının akla gelebilecek her türlü varyantlarının etkisiyle el ele yürür. Hatta kısmen tam bir kafa karışıklığı hakimdir ve ilerici fikirler sıklıkla aynı kafada gerici fikirlerle bir arada bulunur. Ama bu toplumsal olarak yaratılan kafa karışıklığı hissedilir bir şekilde dağılmaya başlamaktadır. Bunu sistematik olarak ilerletmek için, düşünce tarzı öğretisi bilim olarak önemi giderek artırmaktadır.
Rote Fahne: Böyle bir durumdan nasıl yararlanılabilir?
Gabi Fechtner: MLPD iyi bir durumdadır ve mücadele ederek kazandığı toplumsal rolünü daha da genişletmeye kararlıdır. Yoldaşlarımız işyerlerinde, sendikalarda, antifaşist harekette, barış mücadelesinde ve Filistin ile dayanışma hareketi gibi diğer toplumsal alanlarda giderek daha fazla kabul gören bir önderlik rolü üstlenmektedir. Ancak şunu da açıkça belirtmek gerekir ki, yeni duruma henüz her yönüyle hazır değiliz. MLPD, toplum genelinde kitlesel bir etki kazanmayı henüz mücadelelerle elde etmelidir. Bu, hem Marksist-Leninist partinin hem de kitlelerin partiler üstü özörgütlenmelerinin daha yüksek bir örgütlenme düzeyine ulaşmasını gerektirir. Özellikle uluslararası sanayi proletaryasından, kadınlar arasından ve her şeyden önce gençlikten daha çok üye kazanmalıyız. Şu anda belirleyici olan, dünya çapında Marksist-Leninistlerin işçi sınıfı ve halk kitlelerinin bilinçlenmesini, örgütlenmesini ve mücadele iradesini ilerletmeyi başarabilip başaramayacağıdır. Kendiliğindenciliğe tapınmanın bir sonucu olarak, dünyadaki Marksist-Leninist partiler genellikle gelişmeleri kalıcı olarak etkileyecek kadar güçlü değiller. Bizde de sıklıkla çok fazla telaş yaşanıyor, planlar çok sınırlı ve kısa vadeli yapılıyor. Sonuçta, insanların bilinçlendirilmesi ve örgütlenmesine yoğunlaşmak için yeterli kapasite kalmıyor. Şunu net bir şekilde anlamak gerekir: Mücadelelerde kendiliğindencilik arttıkça, kendiliğindenciliğe tapınmanın da artma tehlikesi vardır! Özdenetim bilinçli bir şekilde buna odaklanmalıdır. Bu, her şeyden önce çalışmalarımızın kalitesine yönelik bir gerekliliktir. Kaba bir bakışla, Almanya'da Marx veya Lenin üzerine yaklaşık 200 okuma grubu olduğu ortaya çıktı. Ancak bizde eğitim grupları sayısında daha ziyade bir azalma görüldü. Giderek artan sayıda genç, bize başvurarak, bizden hem Marksizm-Leninizm üzerine temel eğitim kursları hem de sosyalizm üzerine tartışmalar düzenlememizi talep ediyorlar. Bu ihtiyaca cevap vermeliyiz.
Rote Fahne: Birkaç yıl önce herkes küreselleşmeden söz ediyordu, şimdi ise sadece “önce benim ülkem” sesleri duyuluyor. Neler oluyor?
Gabi Fechtner: 1990’da Sovyetler Birliği dağıldığında, emperyalist ülkeler dünya pazarını aralarında paylaştılar ve nispeten tekdüze bir dünya pazarı oluşturdular; egemenler “tarihin sonu”nu hayal ediyorlardı. Ancak uluslararası üretimin yeniden örgütlenmesi, 2008'de patlak veren dünya ekonomik ve mali kriziyle birlikte açık bir krize girdi. Bu kriz hızla derinleşiyor ve şiddetleniyor. Hammadde, güç alanları ve etki bölgelerinin paylaşımı için emperyalistler arasındaki yok etme savaşı şiddetleniyor. Nihayetinde, faşizme, savaşa, sosyal sefalete ve çevre tahribatına geçişin kaynağı işte budur. Bir yandan, tekeller azami kârlarını elde etmek için açık bir dünya pazarına ve hakim bir konuma ihtiyaç duyarlar. Diğer yandan, dünya pazarı giderek daralmakta ve sayıları giderek artan emperyalist güçlerin ulus devletleri, tekellerinin çıkarlarını korumak için giderek daha fazla korumacılığa başvurmaktadır. Bu çelişki, egemenler için çözülemez bir sorundur ve bir sonraki toplumsal adım olan, dünyanın birleşik sosyalist devletleri yönünde ilerlemeye zorlamaktadır.
2018'de patlak veren küresel ekonomik ve mali kriz, 2025'te döngüsel bir aşırı üretim krizi olarak sona erdi. Bununla birlikte, dünya genelinde köklü değişikliklere yol açtı. Çin, ekonomik, siyasi ve askeri bir süper güç olma yolundaki gelişimini sürdürüyor.
Almanya'da, 2025'in sonunda sanayide alınan siparişler tekrar belirgin bir şekilde arttı, ancak yurt içindeki sanayi üretimi hala kriz öncesi seviyenin oldukça altında. Bunu anlamak için, uluslararası süper tekellerin ekonomik gücünün “kendi” ülkelerinin sanayi üretimine tam olarak yansımadığını dikkate almak gerekir. Bu şirketlerin cirosu ve üretiminin giderek artan bir payı, yurt dışında gerçekleşmektedir.
Rote Fahne: Peki, ekonomik gelişmenin her alanında kaos hüküm sürerken, dünya ekonomik ve mali krizi nasıl sona ermiş olabilir?
Gabi Fechtner: Bu kaos, sermayenin yeniden üretim sürecinde artık derin ve kısmen kronik olan aksaklıklar olmasından kaynaklanıyor. Bu, "normal" bir aşırı üretim krizinden çok, daha derinlerde yatıyor. Burada asıl mesele, sermayenin kronik olarak aşırı yoğunlaşmış olması, yani artık azami kâr getirecek biçimde yatırılamamasıdır. Aşırı sermayenin büyük bir kısmı giderek spekülasyona ve askeri silahlanmaya akmaktadır. Bu çarpıklıklara, uluslararası rekabet mücadelesinde giderek daha fazla önem kazanan, ancak devasa seviyelere çıkaran aşırı devlet sübvansiyon programları da dahildir. Bu durum daha da büyük krizlerin habercisidir. Yaptırımlar ve gümrük vergileri, uluslararası yok etme savaşında birer silah olarak yaygınlaşıyor. Ekonomi, çevre felaketleri, grevler, engellenen ticaret rotaları, savaşlar, ayaklanmalar ve benzeri olaylar nedeniyle krize karşı giderek daha savunmasız hale geliyor. Dijitalleşmeyle bağlantılı yapısal kriz, yapay zekanın devasa gelişimi ile birlikte hızla şiddetleniyor. Yeni emperyalist rakiplerin ortaya çıkmasıyla, eski emperyalistlerin tekelci fiyat politikası krize girmiştir; bunu özellikle otomobil pazarındaki fiyat savaşında görebiliriz.
Rote Fahne: Görünüşe göre, tekellerin tercih ettiği Şansölye Friedrich Merz bile bu gelişmelerle baş edemiyor.
Gabi Fechtner: Tekeller baskı uyguluyor. BDI (Sanayi İşverenleri Derneği) Başkanı Peter Leibinger, hükümetin sergilediği bir "başarısızlıktan"[5] söz ediyor. Hükümete karşı sert bir tavır sergiliyor: “Yaza kadar”[6] sonuç vermesi gerektiğini söylüyor. Şansölye Merz kendini bir ikilem içindedir: Bir yandan, tekellere hizmet sağlayıcı rolünü yerine getirmek zorunda; diğer yandan ise, kitlelerin bu gidişata rıza göstermeyeceğini gayet iyi biliyor. Daha şimdiden yapılan ankete katılanların yüzde 86'sı hükümetin çalışmalarından memnun değil[7] – bu, Ampel koalisyon (Yeşiller, SPD ve FDP) hükümetinin sonuna yaklaşırken aldığı destek oranlarına denk geliyor. Bu durum, dönemin Şansölyesi Angela Merkel döneminde başlayan ve bugün de devam eden, hatta daha da şiddetlenen hükümete yönelik süregelen bir güven krizinin kanıtıdır. Hükümetin 2026 yılını atlatıp atlatamayacağı hiç de kesin değil. Tekel çevrelerinde, hükümetin düşüşü ve gelecekteki bir yönetimde AfD'nin potansiyel olarak yer alması ihtimaline dair daha şimdiden ciddi düşünceler yürütülüyor. FAZ tarafından yapılan bir ankette - gizlilik esasıyla görüşü alınan - "ekonomik elitin" yüzde 51'i, AfD ile görüşmeler yürütülmesinden yana olduklarını belirtti. Yine de elbette biliyorlar ki, böyle bir hamle, ülke genelinde faşizm karşıtı protestoların fırtınası kopacağını da biliyorlar. Özellikle Saksonya-Anhalt'taki gibi yaklaşan eyalet seçimleri göz önüne alındığında, akut faşist tehlikeye karşı yüksek düzeyde bir uyanıklık şarttır.
Rote Fahne: Görünüşe göre büyük bir “tasarruf baskısı” var. Her yerde para kalmadığını duyuyoruz.
Gabi Fechtner: Bu, tekellerin yaptıkları küstah bir propaganda yalanıdır. Gerçekte ise, tekellerin ve devletin cebe indirdikleri ile geniş kitlelerin yararına olan şeyler arasındaki uçurum giderek daha da derinleşmektedir. 2025 yılında, 320 milyar avro[8] tutarında doğrudan devlet sübvansiyonu, Almanya’daki en büyük şirketlerin ve bankaların kasalarına aktarılmıştır. Almanya'da brüt katma değer 2008'den 2025'e kadar yüzde 74,6 artarken, Düşük Gelir Desteği ve benzeri SGB-II (sosyal) yardımlar için yapılan harcamalar sadece yüzde 42[9] arttı. Kapitalizmi bir sömürü sistemi olarak ifşa etmeli ve ona karşı mücadele etmeliyiz! Sadece en kötü aşırılıkları nedeniyle değil, kapitalizm temelde adaletsizdir! Yoksulluk ve sefalet, işsizlik ve eksik istihdam, dünya genelindeki kitleler arasında — en zengin emperyalist ülkelerde bile — artmaktadır. Aynı zamanda, tekeller paraya boğulmuş durumdalar ve bu parayı nereye yatıracaklarını bilememektedirler. Tekelci devlet kapitalizminde devletin görevi, bu yeniden dağıtımı (aşağıdan yukarıya) organize etmektir. Bu nedenle, mevcut toplumsal koşullar altında devletin — veya herhangi bir hükümetin — bu durumu değiştireceğini veya değiştirebileceğini hayal etmek; acı bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmaya mahkûm bir yanılgıdır. İnsanlar kapitalizmin işleyiş yasalarını ve dolayısıyla onun işe yaramadığını anlamalıdır. Eğer dünyanın birleşik sosyalist devletlerinde bu zenginlikler nihayet insanlığın yararı için ve doğayla uyum içinde kullanılırsa, neler mümkün olurdu?
Rote Fahne: İşçiler arasında AfD'ye verilen oylarla ilgili yeni bir anket daha yayınlandı. Bu durum nasıl yorumlanmalı?
Gabi Fechtner: AfD, ustaca paketlenmiş modern faşizmiyle, işçi sınıfının bir kesiminde küçük burjuva-anti-komünist ve küçük burjuva-faşist düşünce tarzının gerçekten de kök salmasını başardı. Ancak ben burjuva anketlerine karşı çok temkinliyim. Bu her şeyden önce, söz konusu anketlerde kimlerin işçi olarak sayıldığının tam olarak bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Zanaat sektöründe ve küçük işletmelerde çalışanlar ile büyük ve sendikalı sanayi işletmelerinde çalışanlar arasında bir ayrım yapılmıyor. Her halükarda AfD, — IG Metall'i geride bırakma yönündeki ilan edilmiş hedefleriyle kıyaslandığında — işyeri işçi temsilciliği seçimlerinde bir hezimet yaşamıştır. Birçok medya kuruluşunda, partinin paravan örgütü "Zentrum" şimdiden yeni bir işçi örgütü olarak lanse edilmişti. Ancak, ülke genelinde sandalye sayısını 13’ten sadece 22’ye çıkardılar. Bu, utanç verici bir yenilgidir. İşletmelerde ve sendikalarda, bu faşist etkiye karşı büyüyen bir antifaşist eylem birliği oluştu. MLPD, bu gelişime önemli bir katkı sunmuştur.
Aynı zamanda, sınıf mücadelecisi ve MLPD'li olarak atfedilen meslektaşlarımızın, çoğu zaman sert anti-komünist rüzgârlara rağmen, daha fazla sandalye kazandığını görmekten memnuniyet duyuyorum. Sanayi işletmelerinde, MLPD’nin işyeri grupları, yaptıkları özenli günlük çalışmalarla çok daha farklı bir şekilde kişisel etki yaratabilirler ve işyerindeki güncel sınıf mücadelesi karşısında, toplum genelindeki kamuoyu manipülasyonunun etkisi azalabilir.
Tekellerin ve onların işini yürüten hükümetin işçilere yönelik genel saldırısı çoktan başlamıştır. Tekeller ve devlet tarafından uygulanan sömürü, kısmen dayanılmaz boyutlara ulaşıyor. 1 Ocak 2025’ten bu yana en az 200.000 sanayi işyerinin ortadan kaldırılacağı duyuruldu; 2025 yılında sanayi işletmelerinde 120.000’den fazla işçi işini kaybetti. Şirketler bir bütün olarak satılığa çıkarılacak ve büyük ölçüde savaş ekonomisine geçecek. Burada bazı şeyler harekete geçecek ve özellikle sendika tabanında “gerçek anlamda mücadele etmeliyiz” çağrısı giderek daha yüksek sesle dile getirilecek. Biz bu süreci tüm gücümüzle ileri taşıyacağız! Sendikal ve bağımsız grevler için yeni bir dalga başlatmak amacıyla bilinci ve tüm girişimleri güçlendirmeliyiz.
Rote Fahne: Faşizm ve savaşa karşı ikinci en önemli mücadele cephesi, büyük işletmelerde ve sendikalardaki çalışmalara rekabet oluşturmuyor mu?
Gabi Fechtner: Tam tersine! Ekonomik meselelerin faşizm ve savaşa karşı mücadeleyle birleştirilmesi, en büyük ilerlemelere yol açmıştır Bu şirketlerin bazıları — Elon Musk yönetimindeki Tesla örneğinde olduğu gibi — doğrudan faşistler tarafından yönetilmekte veya faşizan yönetim yöntemleri uygulamaktadır. Daha yüksek ücretler ve daha iyi çalışma koşulları için verilen mücadele, demokratik hak ve özgürlüklerin korunması ve genişletilmesi, faşizme ve savaşa karşı verilen mücadeleyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Önemli olan, ekonomik ve siyasi meseleleri asla birbirinden ayırmamamızdır. Aşırı solun ekonomik ve sosyal meselelerden kopukluğu, en az ekonomist kuyrukçuluk kadar hatalı bir tutumdur.
Rote Fahne: Burjuva medyadaki haberlere bakılırsa, küresel çevre felaketi artık o kadar da büyük bir sorun gibi görünmüyor mu?
Gabi Fechtner: Çevre ve iklim konularına ilişkin medya haberleri, 2021’deki en yüksek seviyeye kıyasla dünya çapında yüzde 38 oranında ciddi bir düşüş gösterdi[10]. Kitlelerin çevre bilinci, son yıllarda gerici ve faşist kampanyaların yoğun saldırısı altında zaman zaman geriledi. Bununla birlikte bu bilinç; savaş, faşizm ve toplumsal sorunlara ilişkin ciddi endişelerin gölgesinde de kaldı. Bu durum, gelişmelerin dramatik boyutuyla keskin bir tezat oluşturuyor. Özellikle faşizm ve savaş, küresel çevre felaketinin artık yalnızca başlangıç evresinde olmadığını, aksine dramatik bir hızla ilerlediğini göstermektedir.
Trump, halihazırda 252 çevre ve iklim koruma düzenlemesini yürürlükten kaldırdı. Bu bağlamda, çevre bilinci de yeniden güçlenerek kendini göstermeye başlıyor. Nitekim Almanya’da 18 Nisan 2026’da 80.000’den fazla kişi, yenilenebilir enerjilere yönelik saldırılara ve Ekonomi Bakanı Katherina Reiche’ye karşı sokaklara döküldü. Dikkat çekici olan, küçük burjuva çevre hareketinin krizinin değerlendirilmesinden, çevre sorununun çözümü olarak gerçek bir toplumsal değişim talep eden mücadeleci çevre hareketinin çekirdeğinin oluşuyor olmasıdır. Bu bağlamda, 23-25 Ekim 2026 tarihlerinde Stuttgart'ta düzenlenecek olan partiler üstü Uluslararası Çevre Çalıştayı’nı destekliyoruz. Ayrıca, gelişmeleri tam olarak öngören, isabetli bir mücadele programı geliştiren ve küresel çevre felaketinin ilerlemesini mümkün olduğunca durdurmak için tek şansın sosyalist perspektif olduğunu kanıtlayan kitabımız “Küresel çevre felaketi başladı!” ile yeniden daha güçlü bir etki yaratmalıyız.
Rote Fahne: Görünüşe göre kadın protestoları son yılların en büyük protestolarıydı?
Gabi Fechtner: Yalnızca 8 Mart’la ilgili olarak en az 220.000 kişi sokağa çıktı: 8 Mart’ta 150.000 kişi, bu sayı geçen yıla göre yaklaşık yüzde 50 artış gösterdi; kısa bir süre sonra ise 70.000 kişi cinsiyetçi dijital mobbing’e karşı sokağa çıktı. Gerici istisnalar dışında, devrimci kadınlara yönelik anti-komünist dışlanma çoğunlukla aşılmıştı. Kapitalizmde kadın kitlelerinin çifte sömürüsü ve ezilmesinin nedenleri üzerine tartışmalar canlanıyor. İşçi hareketi içerisinde — özellikle de Ver.di sendikasında — kadınlar, itici ve ilerici bir rol üstleniyorlar. Kadın bilinci, geniş bir cephede uyanmış durumda.
Rote Fahne: MLPD bu konuda yeterince hazırlıklı mı?
Gabi Fechtner: Bir yandan son derece iyi hazırlıklıyız: Özellikle “Kadının Kurtuluşu İçin Yeni Perspektifler” kitabıyla mükemmel bir kadın politikası çizgisine sahibiz ve kadın hareketinde birçok deneyimli ve saygın temsilciye sahibiz. MLPD ve partiler üstü kadın örgütleri, 1990’larda küçük burjuva kadın hareketinin çöküşünün ardından mücadeleci bir kadın hareketinin oluşmasında ve 8 Mart’ın yeniden sokaklara taşınmasında şüphesiz öncü rol oynadılar. Kadın politikalarını teşvik faaliyetlerimiz, dünya çapında, devrimci hareket içinde takdir görmektedir.
Aynı zamanda, Marksist-Leninist kadın çalışmalarının yönetiminde önemli gelişmeler gözden kaçırıldı; kısmen küçük burjuva-feminist düşünce tarzına ayak uydurulmuş ve kadın kitlelerinin, özellikle de genç kadınların gündemdeki acil sorunlarından kopulmuştur. Bunun en açık ifadesi, Uluslararası Kadınlar Günü'nün “Eşit Ücret Günü” veya Kadına Yönelik Şiddete Karşı Gün gibi her türlü başka anma günleriyle geri plana itilmesidir. Bu, sorunun toplumsal karakterini üzerini örtbas etmeye hizmet etmektedir. Biz bir dönüşüm için mücadele ediyoruz. Mücadeleci kadın hareketi, devrim öncesi bir mayalanma sürecinde stratejik öneme sahiptir; sonuçta işçi hareketi, aktif halk direnişi ve gençliğin isyanı arasındaki en önemli birleştirici unsurdur. Bu bağlamda, 7 ve 8 Kasım tarihlerinde yapılacak partiler üstü Kadın Politikası Çalıştayı’nı da dört gözle bekliyoruz.
Rote Fahne: Gösterilerde “Gençlik – Gelecek – Sosyalizm” sloganı artık standart bir slogan haline geldi. MLPD ve REBELL, on yıllardır bu doğrultuda faaliyet göstermiyor mu?
Gabi Fechtner: Yeni olan şey, binlerce genci kapsayan bir sosyalist gençlik hareketinin gelişiyor olması. On yıllardır böyle bir şey görmemiştik. Sosyalizm, isyankar gençler arasında yeniden itibar kazanıyor. Bugünlerde, o çevrelerde sosyalizmi savunmuyorsanız, neredeyse geri kalmış sayılıyorsunuz! Elbette, bu kavram farklı şekillerde anlaşılıyor. Yelpaze, sosyal demokratlardan sol reformistlere, aşırı sol/sol oportünistlere ve revizyonist görüşlere kadar uzanıyor. Kuşkusuz, Rebell Gençlik Örgütü, sosyalist gençlik hareketinin öncüsü ve çekirdeğidir. Çünkü onlarca yıldır bu davayı savunuyor, çok sayıda işçi gencini bünyesinde barındıran gerçek bir kitlesel gençlik örgütü; sosyalizme olan bağlılığını moda akımlara bağlı kılmaz ve MLPD ile omuz omuza vererek bu konuda sağlam temellere dayanan bir duruş sergiler. Bu nedenle, gençler arasında MLPD ve Rebell’e olan ilginin artması şaşırtıcı değildir. Bizler saygın ve açık bir yaklaşımla karşılanıyoruz; ve giderek daha fazla solcu genç, bizim Marksist-Leninist görüşlerimizle ilgileniyorlar. Bir yıl önce gençlerin Sol Parti’ye kitlesel akını sonrasında, bu partinin burjuva parlamentarizmine dair beslediği yanılsamalara yönelik bir hayal kırıklığı artık kendini göstermeye başlıyor.
Bununla birlikte, gençliği örgütlemek için hâlâ yapmamız gereken çok iş var ve bugüne kadarki durumdan hiçbir şekilde memnun olamayız. Güçlü bir sosyalist gençlik hareketi, hiçbir şekilde sadece REBELL’den ibaret olmayacaktır. Nitekim, küçük burjuva yönelimli gençlik örgütleri kendilerini sosyalist olarak görüyor ve bu nedenle potansiyel olarak sosyalist gençlik hareketinin bir parçası sayılmalıdırlar. Bu konuda ittifak çalışmalarımızı yoğunlaştırmalıyız. Şu anda, sosyalist gençlik hareketinin bir forumu olarak Uluslararası Pfingsten Gençlik Festivali’ne yönelik çalışmaları odak noktasında yer alıyor. Ancak sosyalist gençlik hareketi, gençlik kitlesinden ve özellikle işçi gençliğinden koparak sadece sol örgütlere yönelmemelidir. Bunun için, giderek daha fazla benimsenen ikna çalışmaları yürütüyoruz. Böyle bir durumda, kendiliğindenciliğe tapınmak oldukça zararlıdır. Şu anda, yoğun ikna ve örgütlenme çalışmaları, gençlerin isyanını gençlerle yaşlıların birliği içinde teşvik etmek, işçi sınıfı ve geniş kitleler arasında düşünce tarzına yönelik aktif mücadele vermek ve proleter düşünce tarzının yaşam okulunu geliştirmek en önemli unsurlardır.
Gençlik çalışmalarımız; özellikle partinin ve gençliğin bu çalışmaları öz-değişim süreci olarak algıladığı ve uyguladığı yerlerde en büyük başarıyı yakalamaktadır. Bu bağlamda, çocuk örgütü ROTFÜCHSE özel bir öneme sahiptir. Ne yazık ki bu örgüt, sıklıkla ihmal edilmekte; öyle ki, bazı eyalet örgütlerinde artık varlığı bile kalmamıştır. Çocukların bu kadar siyasallaştığını nadiren görürüz; onlar Gazze ve Suriye’deki savaşlara büyük bir duyarlılık gösteriyorlar, çocuk yoksulluğu ya da mültecilik gibi sorunları büyük bir ilgiyle takip ediyor ve yaşıyorlar. Bu dünyanın çocuklarının bir geleceğe ihtiyacı var ve kendi çocuk örgütlerini fazlasıyla hak ediyorlar!
Rote Fahne: Sosyal meseleler konusundaki mücadele nasıl gelişiyor?
Gabi Fechtner: Tekeller, kitlelerin sosyal koşullarına yönelik acımasız bir saldırı programı talep ediyorlar. Bu önlemler, ücretlerden çalışma saatlerine, emeklilik meselesinden sağlık, sosyal kazanımlar ve sosyal sigorta kesintilerine, çocuk ve gençlik alanlarına kadar her alanı kapsıyor – her yerde büyük kesintiler yapılması ya da halktan daha fazla para koparılması planlanıyor. Tekellerin uyguladığı fahiş fiyatlandırma politikaları, halk için giderek büyüyen bir sorun haline geliyor. Gelinen noktada, zengin bir ülke olan Almanya'da yaşayan insanların yüzde 21,2'si — resmi verilere göre — artık yoksulluk riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Özellikle büyük şehirlerde, kira sorunu dramatik bir hal alıyor. Bu alanda büyük protestoların potansiyeli artıyor, ama aynı zamanda örgütlü işbirliği arzusu da giderek artıyor. Parti içinde, kiracılarla ilgili bazı iyi girişimler var, ancak konut sorununa çok daha büyük önem vermemiz gerekiyor. Her gün yaşanan toplumsal sorunları asla hafife almamalı ve sadece “büyük politika” ile ilgilenmemeliyiz.
Rote Fahne: Teorik çalışmalarda, düşünce tarzı öğretisi, Şu sırada, odak noktasını oluşturuyor. Neden bu konu ve neden şimdi?
Gabi Fechtner: Toplumsal kafa karışıklığı, çözümlenmeyi bekliyor! Düşünce tarzı sorunu ve bu konudaki mücadeleyi kitlesel olarak nasıl yürüteceğimiz, giderek daha belirleyici hale geliyor. Küçük burjuva düşünce tarzı sistemi oldukça ustaca işlemektedir. Öyle ki, küçük burjuva-faşist düşünce tarzı bile, sosyal meseleleri sürekli vurgulamak ya da Ukrayna savaşını reddetmek gibi proleter düşünce tarzının öğelerini kullanıyor. Ancak böylelelikle kitlelerin ve işçi sınıfının düşünce, hislerine ve eylemlerine etki yapabilirler. AfD’nin doğrudan faşist olan neyi savunduğunu sürekli vurgulamakla bu düşünce tarzının üstesinden gelinemez. Bununla birlikte, proleter düşünce tarzı, küçük burjuva düşünce tarzının öğelerini benimsemeye çalışmamalıdır. Örneğin, ilerici iddiaları olan bazı örgütler, küçük burjuva-antikomünist düşünce tarzına tavizler vermektedir: Burjuva kampından potansiyel müttefikleri küstürmemek için, MLPD kadar "radikal" olunmaması gerektiği vb.
Pek çok insan, MLPD’nin temel aldığı düşünce tarzının değişkenliği konusuyla ilgileniyor: İnsan kendisini gerçekten değişebilir mi? AfD seçmenleri nasıl ikna edilebilir? Sosyalizme nasıl ihanet edilebildi ve gelecekte bu nasıl önlenebilir? Bunların hepsi, düşünce tarzı öğretisinin yanıt verdiği önemli toplumsal sorulardır. Şu sıralar, REVOLUTIONÄRER WEG yazı kurulu, REVOLUTIONÄRER WEG teorik organının “Düşünce Tarzı Öğretisi” başlıklı 40’ıncı sayısının tamamlanma aşamasına gelmiş bulunuyor. Bu sayıda, düşünce tarzı öğretisi ilk kez her yönüyle ele alınmaktadır. Öncü düşünürümüz Willi Dickhut, düşünce tarzı meselesini parti inşası, sınıf mücadelesi ve sosyalist inşanın kilit bir meselesi olarak çok daha önceden ortaya koymuştu. Stefan Engel’in kaleme aldığı REVOLUTIONÄRER WEG’in, “İşçi Hareketinde Düşünce Tarzı Mücadelesi” başlıklı 26’ıncı sayısında, düşünce tarzı öğretisinin önemli temelleri atılmıştı. Yeni kitap ile bunu yeni bir düzeye taşıyoruz. Düşünce tarzı öğretisiyle ilgili 30 yıllık teorik ve pratik deneyim birikimimizi değerlendiriyoruz. Aynı zamanda REVOLUTIONÄRER WEG 40, burjuva ideolojisinin krizi ve düşünce tarzı öğretisiyle ilgili REVOLUTIONÄRER WEG 36-39 sayılı kitapların da bir özetidir. Bu, partide büyük bir öz değişimi gerektirecektir. Bunun odak noktasında, ikna yeteneği ve çelişkilerin doğru bir şekilde ele alınması yaymaktadır.
Kitapta, Stalin dönemi Sovyetler Birliği’nde, Doğu Almanya’da veya Çin’de sosyalist inşada kazanılan önemli deneyimleri de düşünce tarzı öğretisi ışığında değerlendiriyoruz. Dahası, partimizdeki düşünce tarzı mücadelesindeki sorunlar ve deneyimler de nispeten açık bir şekilde ele alınmaktadır. Tüm bu kazanımlardan ve aynı zamanda ortaya çıkan sorunlardan çıkarılan dersler olarak, proleter düşünce tarzı temelindeki sosyalizmden neyi kastettiğimizi ilk kez kapsamlı bir şekilde ele aldık. Bu, elbette sosyalizme yönelik kitlesel ilginin canlanmasıyla tam olarak uyuyor. Dolayısıyla, kitap, merakla bekleniyor!
En az iki yıl süre ayırarak, tüm partinin Düşünce Tarzı öğretisini daha derinlemesine kavramasını ve bu temelde köklü bir öz-değişim süreci yürütmesini sağlayacağız. Devrim öncesi mayalanma sürecinin devrimci bir mayalanmaya dönüşmesi için elimizden gelen her şeyi yapacağız.
Yeni tip partimizin temelleri üzerine inşa ederek, yaklaşımımızın ve çalışmalarımızın bileşenlerinin artık yeni standartlara uyup uymadığını, nelerin iyileştirilmesi gerektiğini veya hangi ayarlamaların yapılması gerektiğini yaratıcı bir şekilde sorgulayacağız. Bu süreçte çevremizi de dahil edeceğiz ve örneğin Rote Fahne’nin tüm okurlarını eleştiri ve özeleştiriyle bu sürece katılmaya davet ediyoruz.
Rote Fahne: MLPD’de bu tür beklentiler göz önüne alındığında ortalık oldukça hareketli olmalı?
Gabi Fechtner: Bizim için asla sıkıcı bir durum olmaz! Partimizde canlı bir tartışma ortamı var, özenli günlük çalışmalarda büyük bir inisiyatif sergiliyoruz. Ancak burjuva ve küçük burjuva partilerinden farklı olarak, bizde kargaşa, kavga, hatta reddetme ve krizler yaşanmaz. MLPD tam bir birlik içinde olup, çalışmalarını yeni bir düzeye taşımak için kararlı bir şekilde mücadele etmektedir.
Hiçbirimizin daha önce yaşamadığı bir dönemle karşı karşıyayız. Kendimizi ve kitleleri daha sert sınıf mücadelelerine, ideolojik çatışmalara, ama aynı zamanda MLPD’ye yönelik saldırılara hazırlamalıyız. Faşizm ve savaşla birlikte, baskılar da kaçınılmaz olarak artacaktır. Tüm bunlar sınıf mücadelesinin olgunlaşmasının bir parçasıdır. Mevcut gelişmeler, bizi stratejik hedeflerimize yaklaştırıyor ve tüm dikkatimizi ve çelik gibi bir iradeyi gerektiriyor. Kartlar yeniden dağıtılıyor – şimdi önemli olan, bunları en iyi şekilde oynamamızdır!
Rote Fahne: Röportaj için çok teşekkür ederiz!
Kaynaklar ve Linkler:
[1] 2026 yılında Hindistan’da 300 milyon kişinin katıldığı bir genel grev öngörülmektedir. Hindistan’daki büyük genel grevler hesaba katılmasa bile, 2025 yılında işçi ve halk mücadelelerine katılanların sayısı dikkat çekici bir şekilde 50,94 milyona ulaşmış, 2026 yılında ise sadece üç ayda bu sayı şimdiden 28 milyona ulaşmıştır.
[2] GSA İstatistikleri; Ocak 2023 – Mart 2026
[3] https://www.sueddeutsche.de/wirtschaft/ig-metall-benner-rente-loehne-sozialreformen-deutschland-merz-afd-inflation-trump-entlastungspraemie-arbeitnehmerpraemie-tankrabatt-li.3471529?reduced=true
[4] (Stefan Engel, “Uluslararası Sosyalist Devrim Şafağı”, Sayfa 445)
[5] BDI'nin 30 Nisan 2026 tarihli açıklaması
[6] https://de.linkedin.com/posts/peter-leibinger_reformen-bundesregierung-activity-7451194918334517248-k4pE
[7] Forsa, Mayıs 2026
[8] https://www.zdfheute.de/politik/deutschland/staat-subventionen-bericht-energie-kritik-100.html
[9] Destatis; Federal Çalışma Ajansı
[10] Media and Climate Change Observatory (Medya ve İklim Değişikliği Gözlemevi), www.colorado.edu
Hatta Kuzey Ren-Vestfalya Anayasa Koruma Dairesi bile, “toplumsal gelişmelerin ve krizlerin … ‘aşırı solcular’ için hâlâ ve hatta belki de eskisinden daha fazla birer harekete geçme alanı” oluşturduğunu kabul ediyor[11]. Springer yayın grubuna ait olan “WELT” gazetesi dehşe içinde şu saptamada bulunuyor: “2026 Almanya’sında – sosyalizm patlama yaşıyor”[12].
[11] „Sol Aşırılıkçılıkla İlgili Durum Değerlendirmesi“, 23 Şubat 2026
[12] www.welt.de 26.02.2026